NE DARBE NE DİKTA; YAŞASIN BAĞIMSIZ, DEMOKRATİK, LAİK TÜRKİYE!
[ ŞUBEMİZ, JFMO VE JMO ADANA ŞUBE’LERİ İLE RİSKLİ YAPILAR VE DEPREM KONUSUNDA BASIN AÇIKLAMASI YAPTI ] TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası

İMO ANA SAYFA   ŞUBE ANA SAYFA   ŞUBE İLETİŞİM   ARAMA   WEBMAIL   BELGE KONTROL   ÜYE GİRİŞİ

İMO ANA SAYFA
Üye İşlemleri Referans Belgesi Tescilli İşyerleri Kongre Sempozyum Çalıştay Programı GENÇ-İMO Sıkça Sorulan Sorular

20 HAZİRAN 2019, PERŞEMBE   

7

ŞUBEMİZ, JFMO VE JMO ADANA ŞUBE’LERİ İLE RİSKLİ YAPILAR VE DEPREM KONUSUNDA BASIN AÇIKLAMASI YAPTI

    Yayına Giriş Tarihi: 18.03.2019 00:00   Güncellenme Zamanı: 18.03.2019 15:08:56  Yayınlayan Birim: ADANA ŞUBE  
 

Güncellenme Zamanı: 18.03.2019 15:07:45

TMMOB Adana İKK Sekreteri Erol Salman, İnşaat Mühendisleri Odası İMO Adana Şube Başkanı Zekeriya Turanbayburt ve Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Uncu, Jeofizik Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı İbrahim Aybirdi ve Jeoloji Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Mehmet Tatar’ın gerçekleştirdiği ortak açıklamada, depremlerin afete dönüşmesini engellemeye yönelik herhangi bir çalışmanın yapılmadığına dikkat çekildi.

 

İnşaat Mühendisleri Odası, Jeofizik Mühendisleri Odası  Jeoloji Mühendisleri Odası`nın Riskli Yapılar ve Deprem Gerçekleri Konulu Ortak Açıklaması

Depremsellik açısından dünyanın en aktif kuşaklarından biri üzerinde yer alan ülkemizde, deprem dün olduğu gibi yine karşımıza çıkmaya devam edecektir. Bu gerçekliği bilmemize ve depremin kendini sık sık hatırlatmaya devam etmesine rağmen, bir doğa olayı olan depremlerin afete dönüşmesini engellemeye yönelik çalışmaların bırakın tamamlanmasını, sürdürüldüğünü bile söylememiz mümkün değildir.

Hafif hasarla atlatılması gereken depremlerde dahi yapıların kullanılamaz hale gelmesi ve can kayıplarına yol açması, mevcut yapılardaki tehlikenin boyutunu gözler önüne sermektedir. Üstelik ülkemizde yapılarımız, deprem olmadan bile yıkılmaktadır. Yakın dönemde bu olayları acı sonuçlarıyla birlikte ülke olarak yaşadık. Ne yazıktır ki yapı stokunun mevcut durumu bu örneklerin devam edeceğine işaret etmektedir.

Ülkemizde yaklaşık yirmi milyon yapı bulunmakta, ancak bu yapı stokunun ayrıntılı bir envanteri çıkarılmadığı için depremde bir bütün olarak nasıl bir davranış sergileyeceği bilinmemektedir. Bilinen, mevcut binaların % 67`sinin ruhsatsız, % 60`ının 20 yaşından büyük olduğudur. Mühendislik hizmeti almadan veya kısmen alarak ve yapı denetimi olmadan üretilen bu yapıların, pek çoğunun güçlendirilmesi gerektiği, yine kayda değer ölçüde yapının yıkılarak yeniden yapılmasının zorunlu olduğu bilinmektedir.

Düşük standartlarda sağlıksız ve yasa dışı bir yapılaşma, ranta dayalı hızlı ve düşük nitelikli kentleşme, bilimsel normlara dayalı arazi kullanım ve yer seçimi kararlarının rantsal kaygılara yenik düşmesi,  denetimsizlik afet zararlarının doğrudan belirleyicisi olmaktadır. Tüm bu olumsuzlukları giderecek yasal düzenleme ve idari yapılanmaya ilişkin bütünlüklü bir çalışmanın yapıldığından söz etmek imkansızdır. Bugün, ulusal bir afet yönetim sisteminin oluşturulması yönünde değişik gayretler bulunsa da gelinen noktada sorunlar hala devam etmektedir.

Ülkemizin afet ve acil durumlarla ilgili sorunlarını çözmek, koordinasyonu sağlamak, çevre felaketlerini önlemek ve planları hayata geçirmek üzere kurulmuş olan ilgili kurumların, risk yönetiminden ziyade kriz yönetiminde çalışmalarını yoğunlaştırdığı, eskiden olduğu gibi "yara sarma" politikasını ısrarla sürdürdüğü yaşadığımız örneklerden bilinmektedir.

Depremler olacak, olmaya da devam edecek;  bu kaçınılmaz bir gerçektir. Ancak depremlerin afete dönüşmesini engellemek, zararlarını azaltmak mümkündür. Bir doğa olayı olan depremin, doğal afete dönüşmesini önlemenin yolu, planlama-kentleşme ve yapı denetim sisteminden geçmektedir.

İmar afları, daha önceki uygulamaların da gösterdiği gibi zaten sıkıntılı bir durumda olan yapı stokuna, yeni kaçak yapıların eklenmesine gerekçe oluşturmaktadır. Son olarak ruhsatlı ya da ruhsatsız binaların kayıt altına alınması gerekçesiyle çıkarılan "İmar barışı" ile yapıların depreme dayanıklılığı hususunun vatandaşa bırakılması yeni yıkımlara davetiye çıkarmaktadır. Yapılması gereken, insanların sağlıklı konutlarda yaşamasını sağlamak için yapı stokunu güvenilir, dayanıklı duruma getirmek ve bunu sağlayacak düzenlemeleri yapmaktır; kaçak yapıları affetmek değildir.  

Kentimizde kentsel dönüşüm rantsal dönüşüme dönmüştür. Az katlı binalar riskli bina olarak tespiti yapılarak yıkılmakta ve yerine çok katlı binalar yapılmaktadır.  Kentsel dönüşüm bütünlüklü bir planlamanın sonucu olmaktan giderek uzaklaşmaktadır. Oysa konu parçacı anlayışla değil, kent bütünlüğü çerçevesinde ele alınmalı, bölgenin risk önceliklerine göre hazırlanmış master planları çerçevesinde uygulanmalıdır. Eski binayı yıkıp yerine çok katlı bina yapmakla kentsel dönüşüm olmaz, bu olsa olsa rantsal dönüşüm olur. Ayrıca deprem açısından riskli zemin olan alüvyon zeminlerde çok katlı yapılaşmadan kaçınılmalıdır.

Her zeminde ve her şart altında güvenli ve sağlıklı yapılaşma mümkündür; bu da elbette bilimsel, etik r çalışma anlayışı ile sağlıklı bir zemin etüdü, bu zemine uygun temel ve yapı üretimi, proje ve uygulama denetiminin eksiksiz, sağlıklı bir şekilde yapılması ile mümkün olacaktır.

Barınma hakkını birebir ilgilendiren imar, inşaat, kentsel dönüşüm, riskli yapı ve benzeri tüm bu konular bilimsel, etik, güvenli bir çalışma anlayışı ile imara uygun tasarımlarla, projelere uyularak ve düzgün denetimle hayata geçirilmelidir. Yerel yönetimlerden ve ilgili idarelerden beklediğimiz budur.

 


Okunma Sayısı: 24

Adana Şube Kaynaklı Basın Açıklamaları »
Tüm Basın Açıklamaları »

Sayfayı Yazdır